29 Mayıs 2012 Salı
VEDA ZAMANIMIZ GELDİ...
Aslında söyleyecek fazla bir şey yok,
biraz düşündüm. bu blogu açarken bir amacım vardı.
Kızım büyüdüğü zaman açıp okusun,
ona bırakacak güzel anılar olsun istedim
ama hiç düşünmedim bu anıları herkesin okumasında acaba rahatsız olurmu diye,
yada fotoğraflarını herkesle paylaşmam hoşuna gidecek mi ?
Benim tek bir amacım var, ve yazabildiğim tüm ayrıntıları yazmak istiyorum.
Bu yüzden bir karar aldım, ve bu akşamdan itibaren blogumu özel bloga çeviriyorum
yani artık biz yokuz.
Çok severek takip ettiğim bloglar var, hepinize misafir olmaya devam edicem...
Sizleri tanımak çok güzeldi
HOŞÇAKALIN.
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Küçük Mucizeler Dükkanı (5 yıldız)
Belkide bu güne kadar en çok hakkında yorum okuduğum kitap oldu ''Küçük mucizeler dükkanı'' kimi hiç beğenmedi,kimi hayranlığını anlata anlata bitiremedi.
Blogların bu yanını çok seviyorum, ne yapsak tüm açıklığıyla anlatıyoruz. Çok uzun zaman oldu kitap okumayalı, biraz zamansızlıktan daha çokta benim tembelliğimden, nerdeyse her blogta bu kitabı görüyordum uzun zamandır, fazlasıyla populer olmuştu, filiz sakın geri kalma dedim :)
Büyük bir hevesle aldım, bir iki sayfa okuyunca tamam dedim ben bunca zamandır böyle bir kitap bekliyormuşum, fırsatım olsaydı bir günde bitirmek isteyeceğim türden çok güzel bir kitap.
Yazar kitabında 4 farklı kadını anlatmış.
Lydıa Hoffman 2 kez kansere yakalanmış ve tekrar yakalanma riski olan hikayenin baş kahramanlarından biri diyebiliriz. Örgü örmeyi bir tür terapi edinmiş kendine, büyük umutlarla Blossom sokağında bir yüncü dükkanı açıyor, ve bu dükkanda örgü kursları başlatıyor. Örgü örme kursuna gelen diğer üç kadınla devam ediyor hikaye hepsinin farklı sorunları var.
Konunun özü aslında ''Allah bir kapıyı kapatırken bir kapıyı açar'' diyor bana göre, bir de kitabın sonu mutlu sonla bitiyor.
Kitabın Carol Gırard ile ilgili kısımlarında çok duygulandım, yıllardır tüp bebek tedavisi gören ama son umudunuda kaybeden bir kadın, yinede onunda sonu güzel oluyor.
Kitabın sonunda kursta ilk yapılan bebek battaniyesinin yapılışınıda anlatmışlar, işte kitapta sıkca geçen ve kahramanlarımızın hepsinin ördüğü o meşhur bebek battaniyesi.
Şimdi serinin son kitabı olan Bahçemde yeşeren umutlar var. En kısa zamanda alıp hemen okumak istiyorum. Birde ''küçük mucizeler dükkanı ''için birkaç olumsuz yorum okuduysamda, '''Bahçemde yeşeren umutlar'' için okuduğum yorumların hepsi aynıydı, mutlaka alın ve okuyun, bir seferde okumak isteyeceğiniz serinin en güzel kitabı :)
10 Mayıs 2012 Perşembe
Büyüdüğünü görmüyormuşum...
Cumartesi günü sabah erkenden kalktık.
Anneanne'ye gidiyoruz...
Havada çok güzel, kıyafetler hazırlandı çantalarımızda tamam. Erken çıkmamız lazım kahvaltıya bekleniyoruz.
Anne, ben bunları giymem ı-ıhhh
Kendi seçmeliymiş küçük hanım, kocaman olmuş, artık kendi kararlarını verebilirmiş.
Saygı gösterdim
''hadi seç bakalım, ama uygun olmayan bir şey seçersen çıkartırsın''
Anne giyindi hazırlandı, bakalım bizim hanım ne yaptı...
Ab-boovv mayısta değilde, sanki ağustostayız, kız annesiyim ben yandım :(
Askılı yazlık elbise, parmak arası yazlık ayakkabı
''Olmaz kızım bunlar'' dememle koptu kıyamet,
hep benim dediğim oluyormuş, her şeye ben karar veriyormuşum, artık kızımın ne kadar büyüdüğünü göremiyormuşum şum şumda şum şum :))
Sonra birden bana baktı,
Vee koptu kıyamet, çok beğenmiş giydiklerimi, gözünde yaşlarla
''sen çok güzel olmuşsun ama, ben istediğimi giyemiyorum, ama sen giyiyorsun, bende büyüdüm artık, kendim giyiniyorum o zaman kendimde seçerim''
diye zırladı durdu.
''Ben senin dediğini yapıyorum, sende benim dediğimi yap çıkart onları, başka birşey giy!!!''
Bu giyinme mevzusu 1 saat sürdü, sonunda ikna oldu, bende giydiklerimle rahatca gidebildim, ama anladımki benim fazla güzel giyinmemem gerekiyor, çünkü kızım kıskanıyor :))
4 Mayıs 2012 Cuma
Hayırlı cumalar
Bu hafta sonu anneannemize gidiyoruz...
Cumartesi pazar yokuz..
Hepinize güzel bir hafta sonu diliyoruz.
VE
Hayırlı cumalar
3 Mayıs 2012 Perşembe
Süt Sorunu
Dün okullarda ilk sütler dağıtıldı. Bir gün önce velileri bilgilendirmek için küçük bir yazı gönderdiler, çocuğunuzun süte alerjisi var mı?, süt içmesini istiyormusunuz gibi kısa kısa sorular vardı.
Uygulamayı çok doğru bulduğum için evet istiyorum diyerek gönderdim.
Dün okuldan eve gelen beyza, kapıdan girer girmez ilk sütü anlatnaya başladı, çünkü ona göre günün en önemli konusu süttü.
Anne bugün okulda süt dağıttılar, tadı felaketti, kusmamak için kendimi zor tuttum, yani çok kötüydü, anne bak rüveyda'nın ağız tadı çok iyi (damak zevki demek istiyor) o bile bu ne biçim süt berabat dedi. Düşün yani, anne sakın bana o sütü iç deme, valla zorla içtim, az kaldı her yere kusacaktım.
Tabiki beyza her zamanki gibi abarta abarta anlattı :)
Dün okuduğum süt zehirlenmeleri çok korkuttu beni, vesvese yapmak istemiyorum ama, en basitinden üretim tarihini görmediğim bir sütüde içmesinide istemiyorum. Devletle anlaşan bir firma, bayat süt gönderecek değil ya diyorum ama, bir taraftanda devlet tek tek sütlerin üretim tarihlerine bakacak değil ya diyede düşünüyorum.
Dün yine bir kağıt göndermişler.
Çocuğunuz rahat süt içebiliyor mu? hayır
Çocuğunuzun süte alerjisi var mı? hayır
Çocuğunuz yoğurt yiyor mu? evet
Çocuğunuz peynir yermi? hayır
Çocuğunuzun süt içmesini istiyormusunuz? hayır
Sonuç itibari ile beyza zaten sütü hiç sevmez, bende gözümün görmediği özellikle içini göremediğim ambalajlardaki meyve suyu ve sütleri kesinlikle tüketmesini istemiyorum.
Küçük karton kutularda satılan meyve sularını bir bardağa boşaltıp bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
30 Nisan 2012 Pazartesi
Gece yarısı verilen karar..
Tamam diyorum, bu sefer ihmal etmiyorum blogumu, haftada 2 yada 3 post yazmalıyım mutlaka, bir iki hafta güzel gidiyorum, sonra yine aynısı oluyor. İhmal ediyorum blogcuğumu...
Birde beni oyalayan başka şeyler var bu ara...
Uzun zamandır istediğim fotoğraf makinesini almak kısmet oldu sonunda, günlerdir elimden bırakmıyorum, durmadan çekiyorum. Birde blogger cafe var, çok seviyorum orayı, özellikle akşam sohbetlerimiz harika oluyor, böyle olunca ayrı kalıyorum blogumdan, yine karar alıyorum bu kadar uzun ara yok artık....
Hafta sonu için hiçbir planımız yoktu, cumartesi akşamı arkadaşımıza gittik, gece yarısına doğru hadi dedik yarın bir şey yapalım, bir kaç senedir hep niyetleniyor ama bir türlü gidemiyorduk. Birden verilmiş kararla maşukiye'ye gitmeye karar verdik.
Sabah erkenden çıkalım dedik yola, kahvaltımızıda orada yaparız. Pazar sabahı 8'de yola revan olduk, avrupa yakasından maşukiye'ye 1.5 saate vardır, yaklaşık 135km. Akşamdan netten hava durumuna baktık, benim kocacım nasıl baktıysa 28c olacak hava dedi.
Sabah uyandığımızda sisli soğuk bir hava çıktı karşımıza, allah'tan ben sabah serin olur diye beyza'yı kalın giydirmiştim, kısa kollu, hatta aslılı elbise bile aldım yanıma.
![]() |
Maşukiye'ye vardığımızda hepimiz titriyorduk, il işimiz ne kadar çalınız varsa lütfen bize getirin demek oldu, beyza 3 tane şalla sarındı, hiç üşümeyen okan'ın bile soğuktan dizleri titriyordu :)
Kahvaltımız geldi, herşey çok güzeldi, hele de o mıhlama... Ben daha öncede yemiştim ama böyle güzelini hiç tatmadım, hepimiz çok beğendik, beyza hariç....
Titreyerek yapılsada güzel bir kahvaltı oldu, öğlene doğru hava yavaş yavaş ısınmaya başladı, ama havadaki sis gitmedi, sapanca gölünün karşı tarafı görünmüyordu.
Akşam dönüşte, arabaya biner binmez ''anne çok uykum geldi beni eve gelince uyandırırsınız'' diyerek derin uykulara daldı kuzum, dediği gibide yaptı, eve gelene kadar hiç uyanmadan uyudu. Sabah en kalın kıyafetlerle gittiğimiz yerden akşam askılı bluzle döndük.
18 Nisan 2012 Çarşamba
Tek bir kare, neler anlatır bize ?
Videoları sevmiyorum ben, o an izliyorsunuz, görüyor ve hatırlıyorsunuz her şeyi, sonra bitiyor. Ama fotoğraflar öğle değil sadece bir kareye dakikalarca bakabiliyoruz, hafızamızı zorluyoruz, ne olmuştu o gün, neler söylemiş, neler yapmıştık. Yada başkasının fotoğrafına baktığımızda neler anlatılmıştı, neler gizliydi ayrıntılarda...
Çok seviyorum fotoğraf çekmeyi, yıllar sonra bakıp dakikalarca düşünmek istiyorum o bir tek karenin başında, çekiyorum işte ama öylesine...
Öylesine olmasın artık istiyorum, daha anlamlı olsun, daha güzel olsun.
Nasıl olacak peki daha güzel kareler?
Pahalı bir makinayla mı?
İyi derece photoshop öğrenerekmi?
Ustaların fotoğraflarını inceleyerek mi?
Uygun mekanlar bularak mı?
Doğru ışığı yakalayarak mı?
Ayrıntılara dikkat ederek mi?
Bende bilmiyorum cevabını, belkide hepsi!
Çok sevdim bu kareleri, uzun uzun baktım hepsine, ama hiç biri benim ve bir çok blogger'ın çektiklerine benzemiyordu.
Ne yapalım hanımlar,
ben bulamadım, nasıl çekilir böyle güzel kareler?
![]() |
| Fuat Kaya |
Sonuç ben bunları çok sevdim, ümidimi kaybetmiyorum, elimdeki makinayı değiştirmekle başlayabilirim belki, acıcık dua edin, ufak bir açığım kaldı, kavuşurum belki yakında :)
12 Nisan 2012 Perşembe
Hansel Ve Gratel
Benim hiç sevmediğim, beyza'nın çok sevdiği bir kitap, Hansel ve Gratel.
Çocukken annem bir masal anlatırdı. Annemin bize anlattığı masal şöyleydi,
Uzak bir köyde bir oduncu ve ailesi yaşarmış. Bu oduncunun 2 tane çocuğu ve kötü kalpli bir karısı varmış, çocuklar yaramazlık yaptıkları için annesi babasıyla konuşup çocukları ormana bırakmaya ikna etmiş. Sabah çocuklar uyandığında, babaları çocuklara, bugün ormana gidiyoruz, ben odun kesicem sizde çiçek toplarsınız demiş.
Çocuklar çok sevinmişler, beraber ormana gitmişler, babası çocuklarına:
- siz burda oturun ben biraz ilerde odun kesiyorum, işim bitince sizi alırım, ve çocuklarını orda bırakıp yanlarından ayrılmış. Biraz ileride bir ağacın dalına iple bir odun bağlamış, rüzgar estikce odun, ağaca vuruyor ve çocuklar bu sesi duydukca babalarının odun kestiğini düşünüyorlarmış.
Hava iyice kararmış, Ormanda kurtların ve baykuşların sesleri duyulmaya başlamış, babalarını merak etmeye başlamış çocuklar, ama rüzgarla ağaca vuran odunun sesini duydukca babamız burda bizi biraz sonra gelir alır diye beklemeye devam etmişler.
Sonra ne olmuş biliyormusunuz, kurtlar gelmiş, sen yaramazlık yapıyorsun demişler, çocukların elbisesini tutup parçalamışlar,
İşte burdan sonrasını bende bilmiyorum, neden biliyormusunuz?
Bu masalın sonunu hiç bir zaman dinleyemediğim için, ya korkup anlattırmamışım, ya da uyuyup kalmışım :)
Allah aşkına, ha Hansel ve Gratel, ha benim annemin köyünde büyüklerinden öğrendiği bu masal ne kadar doğrular, faydası yok zararı çok.
Ben hatırladıkca bu masalı yaramazlık yaparsam ormana bırakılırmıyım diye düşünüyordum, şimdi 36 yaşındayım ve hala unutmadım. Demekki neymiş, çocuklara masal anlatırken doğru masalları seçmek, neler düşünürler diye muhasebe etmek gerekiyormuş.
Benim hiç sevmemediğim halde, beyza kitapçıda görür görmez istedi bu kitabı, onu üzeceğini düşündüğüm için almak istemedim, ama çok ısrar edince yine dayanamadım, izlediği çizgi filmlerden bile etkilenen kızım böyle bir hikayeyi okuyunca ne olur diye düşünmektende alamıyordum kendimi, ama beyza çok yanılttı beni, hiç etkinlenmedi, tekrar tekrar okudu, tabi bu kitaptaki anlatım, annemin bana anlattığı gibi değildi, ama ne olursa olsun çocuklar ormana bırakılıyorlardı.
Pisi Pisi Otları
Beyza'nın öğretmeni her hafta sonu için bir kitap veriyor, 16 sayfalık bu kitap okunup, yanında verilen soru kitapcığından sorular cevaplanıyor,amaç okuduğunu anlaması.
Bu kitabı hiç yerinden kalkmadan, bir nefeste okudu desem yeri var, hem okundu hem güldü.
Can'ın pisi pisi otlarını öğrenmesiyle başlıyor hikaye, arkadaşı ona evlerinin bahçesinde yetişen bu otların yastığının altına koyulduğunda sabaha kadar gerçek paraya dönüştüğünü anlatıyor, Can'ın topladığı pisi pisi otlarını gören babası, hayallerinin boşa çıkmaması için gece yastığının altına bozuk paralar koyuyor, sabah paraları gören can, daha çok ot koyarsam daha çok param olur ve istediğim bisikleti alabilirim diye düşünüyor.
Yatağını otlarla dolduran can' ertesi sabah ne kadar zengin olacağını düşünerek uykuya dalıyor, ama bir süre sonra kaşıntıyla uyanıyor, sabrediyor ama dayanamıyor, banyoya gidip yıkamak istiyor.Sesleri duyan anne babası geliyor ve can'ın kaşıntısının sebebini soruyorlar.Can olanları annesine anlatıyor, anne ve baba kahkahalarla gülmeye başlıyor, babası yaptığı şakayı anlatıyor, ve can'ın tüm hayalleri suya düşüyor.
11 Nisan 2012 Çarşamba
Sen benim ölmemi istermisin...
''anne kadın asker olur mu?''
''olur tabiki kızım''
''Sen benim asker olmamı istermisin''?
''sen istersen isterim tabii kızım ''
''valla bilmem''
''ölmemi istersen, istersin...Ölmemi istemezsen, istemezsin''
?
Baba anlattı,
''askerler şehit olur ve asla ölmezler, onlar cennette sevdiklerini beklerler, ve allah şehitleri çok sever''.
''şimdi ne diyorsun beyza''
''Allah'ta seviyormuş olurum, ama 1.sınıf öğretmenide olmak istiyorum''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





































